Türklerde Göçebe Yaşamın Antropolojik İzleri Bir antropolog olarak, kültürlerin çeşitliliği beni her zaman büyülemiştir. Göçebe Türk topluluklarını incelerken, yalnızca tarihsel bir yaşam biçimiyle değil, insanlığın doğayla kurduğu en derin ilişkilerden biriyle karşılaşırız. Göçebe yaşam, yalnızca yer değiştirmek değildir; bu yaşam biçimi, ritüellerin, sembollerin ve topluluk kimliğinin sürekli yeniden üretildiği bir kültürel örgüdür. Bu yazıda, Türklerin göçebe yaşam özelliklerini antropolojik bir bakış açısıyla inceleyerek, hem tarihsel hem de kültürel bir derinlik sunacağım. — Ritüellerin Döngüsel Evreni: Doğa ile Uyumu Arayan Yaşam Göçebe Türk toplulukları için doğa, yalnızca bir çevre değil; kutsal bir varlık, bir yaşam döngüsünün merkezidir. Her mevsim, her göç,…
6 YorumEtiket: bir
Sürrealist Ne Demek? Psikolojik Bir Mercekten Bakış Bir Psikoloğun Meraklı Girişi: İnsan Davranışlarını Çözümleme Arayışı Bir psikolog olarak, insan davranışlarını anlamak ve çözümlemek, hayatımın en temel hedeflerinden biridir. İnsanlar, bazen mantıklı bir şekilde hareket ederken bazen de tamamen tuhaf, beklenmedik veya anlamlı bir bağlamda bile olsa “gerçeküstü” gibi görünen hareketler sergileyebilirler. Bu davranışların kökenine inmek, bireylerin bilinçdışındaki, duygusal yaşantılarındaki veya toplumsal koşullardaki etkilerini anlamak için büyük bir keşif süreci gerektirir. Bu noktada sürrealizm gibi bir kavram, hem sanatsal hem de psikolojik açıdan insan zihninin ne kadar çok katmanlı ve ilginç olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir. Peki, “sürrealist” ne demek? Ve bu…
12 YorumKüçük Gök Cisimlerine Ne Denir? Uzay Ekonomisi Üzerinden Bir Analiz Bir Ekonomistin Gözüyle Gökyüzü: Kıt Kaynaklar, Sonsuz Arzular Ekonomi, temelde kıt kaynaklar ve sınırsız ihtiyaçlar arasındaki dengeyi anlamaya çalışır. Uzaya baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşırız. Evren, sonsuzmuş gibi görünür ama kaynakları — madde, enerji, hatta dikkat — sınırlıdır. Tıpkı bir ekonomistin dünyaya baktığı gibi, gökbilimci de göğe bakarken bir kaynak dağılımı problemiyle karşı karşıyadır. “Küçük gök cisimleri” dediğimiz varlıklar — asteroitler, meteoroidler, kuyruklu yıldızlar ve benzerleri — aslında evrenin mikro ölçekteki ekonomik birimlerini temsil eder. Onlar, büyük gezegenlerin gölgesinde kalan ama madde döngüsünün ve kozmik üretimin temel bileşenleridir. Ekonomik…
10 YorumGüç Kaynağı Neleri Çalıştırır? Tarihin Enerji Damarlarından Günümüze Bir Yolculuk Bir Tarihçinin Gözünden: Geçmişin Işığında Gücün İzini Sürmek İnsanlık tarihi, aslında bir “enerji tarihi”dir. Bir tarihçi olarak, geçmişi anlamaya çalışırken hep aynı ortak soruya dönerim: Güç kaynağı değiştiğinde, toplumlar nasıl dönüşür? Bu soru, yalnızca fiziksel enerjiyi değil, insanın doğaya ve birbirine karşı kurduğu ilişkileri de kapsar. İlk ateşin yakıldığı anla modern elektrik santralinin devreye girdiği an arasında, aynı ihtiyaç gizlidir: var olmak, üretmek, sürdürmek. Bugün “güç kaynağı neleri çalıştırır?” diye sorduğumuzda yalnızca cihazları değil, medeniyetin nabzını da konuşuyoruz. — İlk Güç Kaynakları: Kas Gücünden Buhara İlk çağlarda en temel güç…
6 YorumHipokapni Nedir Ne Demek? Verinin Soğukkanlılığı ile Duygunun Sıcaklığını Buluşturan Bir Bakış Farklı bakış açılarını yan yana koymayı seviyorum: biri sayılarla konuşur, diğeri yüz ifadeleriyle. “Hipokapni nedir?” diye sorulduğunda, bir yanım grafiklere ve ölçümlere koşarken, diğer yanım bedenin fısıltılarını dinlemeye başlar. Gelin, düşük karbondioksit düzeyi anlamına gelen bu kavramı hem objektif verilerle hem de ilişki ve toplum boyutuyla konuşalım; siz de arada kendi deneyimlerinizi ekleyin ki sohbet büyüsün. Hipokapni: Kısa ve Net Tanım Hipokapni (hipokarbia), kanda karbondioksit (CO₂) düzeyinin normalin altına düşmesidir. Klinik dilde genellikle arteriyel CO₂ basıncının (PaCO₂) ~35 mmHg’nin altına inmesiyle anılır. En sık nedeni hiperventilasyondur: Vücudun ürettiğinden…
6 YorumGözyaşı Bezi İltihabı Neden Olur? Ruhsal Engeller, Bastırılmış Duygular ve Psikolojik Akış Üzerine Bir Analiz Bir Psikoloğun Gözünden: Gözyaşı, Ruhun Sessiz Dili Bir psikolog olarak bazen insanın bedeni değil, duyguları konuşur. Gözyaşı bezi iltihabı tıbbi olarak gözyaşı bezlerinde iltihap oluşmasıdır; ancak psikolojik düzlemde bu, insanın bastırılmış duygularının bedende yankılanması anlamına gelebilir. Çünkü gözyaşı, yalnızca bir fizyolojik sıvı değil, ruhun dili, duygusal bir ifadedir. Gözyaşı bezi iltihabı, belki de bu dilin uzun süre susturulmasının sonucudur. Her insan zaman zaman ağlamak ister ama ağlayamaz. Bazen gözlerimiz kurur, bazen kalbimiz. İşte tam da bu anda beden, bir şekilde o duygusal tıkanıklığın sinyalini verir.…
8 YorumGözde Et Olursa Ne Olur? — Bir Filozofun Bakışıyla Varlığın Dönüşümü Felsefi Başlangıç: Gözün Eti Görmesi mi, Etin Gözü Görmesi mi? Bir filozofun gözünden bakıldığında, “Gözde et olursa ne olur?” sorusu yalnızca biyolojik bir dönüşümün değil, varlığın anlamına, bilginin doğasına ve ahlakın sınırlarına uzanan derin bir sorgudur. Göz, insanın dünyaya açılan penceresidir; et ise bu dünyanın maddi, dokunulabilir, ölümlü yanıdır. Eğer göz et olursa, görmek maddi bir şeyin içine hapsolur; anlam, duyumun ötesine geçemez. Belki de bu durumda artık insan, “gören” değil, “görülen” olur. Etik Perspektif: Görenin Sorumluluğu ve Etiğin Çöküşü Etik açısından mesele, “göz” ile “et” arasındaki karşıtlıkta saklıdır.…
6 YorumToplumun dokusunu anlamak, bireylerin ve kurumların birbirleriyle kurduğu görünmez ağları çözmeyi gerektirir. Bir araştırmacı olarak her defasında beni etkileyen şey, ekonomik yapıların sadece finansal değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal anlamlar taşımasıdır. İşte bu noktada karşımıza çıkan kavramlardan biri olan “gerçek kişi şirketi”, yalnızca ticaret hukukunun değil, aynı zamanda modern toplumun birey anlayışının da bir aynasıdır. Bu yazıda “Gerçek kişi şirket nedir?” sorusunu sadece hukuki bir çerçevede değil, toplumsal normlar, cinsiyet rolleri ve kültürel pratikler üzerinden irdeleyerek, bireyin ekonomik sistem içindeki yerini sosyolojik bir bakışla anlamaya çalışacağız. — Gerçek Kişi Şirket: Ekonomik Bağımsızlığın Sosyolojik Temsili Gerçek kişi şirket, bir bireyin…
8 YorumFenomenoloji Neye Karşı? Bilincin Derinliklerinde Bir Direniş Felsefe tarihinde her büyük düşünce akımı, bir öncekinin eksik bıraktığı yerden yola çıkar. Fenomenoloji de bu zincirin içinde bir başkaldırı olarak doğmuştur. Edmund Husserl’in 20. yüzyılın başında temellerini attığı bu yaklaşım, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi yalnızca dışsal bir gözlemle açıklamaya çalışan bilimsel pozitivizme karşı yönelmiş bir düşünsel devrimdir. Fenomenoloji, insanın varoluşunu, bilincini ve deneyimini merkeze alarak felsefeyi yeniden tanımlamaya çalışır. Fenomenolojinin Tarihsel Arka Planı: Bilimsel Nesnelliğe Meydan Okuma 19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa düşüncesi, pozitivist bilim anlayışının etkisi altındaydı. Bilgi, ölçülebilen, gözlemlenebilen ve nesnel olana indirgenmişti. Ancak bu yaklaşım, insanın öznel deneyimini, duygularını…
6 YorumEvliyken Baldıza Nikah Düşer mi? Aşk, Ahlak ve Sınırlar Üzerine Bir Hikâye Hayat, bazen bizi hiç tahmin etmediğimiz duyguların ortasında bırakır. Kalbimizin sesini susturmak ile aklın çizdiği sınırları korumak arasında gidip geliriz. “Evliyken baldıza nikah düşer mi?” sorusu da tam olarak böyle bir yol ayrımında yankılanır. Bugün bu soruya sadece bir fetva veya kural olarak değil, bir insan hikâyesinin içinden bakacağız. Çünkü mesele yalnızca “yasak” ya da “caiz” meselesi değil, aynı zamanda vicdan, sadakat ve duyguların sınavıdır. Bir Hikâye: Mehmet, Elif ve Zeynep Mehmet 35 yaşında, başarılı, çözüm odaklı ve her zaman aklıyla hareket eden bir adamdı. Eşi Elif ile…
10 Yorum